Ürün Açıklaması
İnsan, yaşadıkça yaşamın, insanların ve toprağın bin bir yüzünü görür. Bir bakarsın, gönül bir iç dökmeyle tutuşur; bir bakarsın, ayrılığa mecbur kalır. Kimi, umuda tutunmak için kök salar toprağa; kimi, boş bir sevdanın yeline kapılıp savrulur gider. Yusuf İpekli, bu yapıtında gönül kapısını aralıyor. Onun sesi; Anadolu’nun tozlu yollarından, dağların serin eteklerinden, yoksul evlerin ocak başlarından esiyor. Sözü, kimi zaman bir köy çocuğunun gülüşünde, kimi zaman bir ananın gözyaşında yankılanıyor. Her hecesinde yelin taşıdığı toprak kokusu, her tümcesinde soba başında anlatılan bir öykünün sıcaklığı var. Yusuf İpekli’nin dili, sabahın ilk ışığında tarlaya inen köylünün dili gibidir: arı, içten, diri. Onun dizelerinde rüzgârın uğultusu, derenin çağlayışı, toprağın suskunluğu duyulur. Her sözü, taş duvarlı evlerin arasında yankılanan bir türküye benzer. O türküde hem özlemin hem umudun hem de bu toprağın insanlarının derin soluğu gizlidir. Bu ses, yalnız bir ozanın iç sesi değildir; bir yurdun, bir halkın, bir toprağın yüreğinden kopup gelen arı bir sestir. İnsan yaşadıkça bilir her yüzü, Yerin sessiz söyleşini, yürek yönünü, Döne döne öğrenir ateşlerde, Ümide kök salar, aşkın yeliyle savrulur. Her düşüşte yeniden ışığa durur, Hayat yokuşunda…